Her ne kadar dinimiz yasaklasa da putçuluk yapmaya devam ediyoruz; sadece biraz modernize şekilde. Eskiler gibi evimizde totemler bulundurup, onlara dua edip bir şeyler istemiyoruz. Ama aşırı sevdiğimiz bazı insanların mükemmel olduklarına ve hiç hata yapamayacaklarına inanıyor, her sözlerinde bir ‘keramet’ arıyor, onları eleştirenlere küsüyor ve hatta onlarla kavga ediyoruz. Aşırı muhabbetin sebep olduğu putçuluk öyle noktalara varıyor ki, onların hatalarını ya görmezden geliyoruz ya da oto sansür uyguluyoruz. Hele bir de olayları efsaneleştirme ve ‘şeyh uçurma’ huyumuz var ki değme gitsin. Bir örnek vereyim.

FG hayatını anlattığı otobiyografi kitabında gençken gittiği hocasının kendisine birşey katabilecek seviyede olmadığından bahsederek medreseyi bırakmak zorunda kaldığını söyler. FG’nin bu ‘destansı’ hayat hikayesi önce cemaatin gazetesinde tefrika halinde yayınlanır. Bu bölümün yayınlandığı gün Erzurum’daki bu medrese hocasının damadı (çünkü o hoca çoktan vefat etmiştir) kitabin yazarını arayarak bu meselenin böyle olmadığını, eğer düzeltmezlerse gerçeği açıklayacaklarını söyler. Bunun üzerine bu bölüm kitaptan çıkarılır. İşin aslı şudur: FG hocasıyla kavga eder bir gün. Hırsını alamaz, Gürcükapı’daki polis karakoluna gider ve hocasını Atatürk’e hakaret etti diye ihbar eder. Olay böyle anlatılsaydı Kainat İmamı olduğuna inanılan bu kişinin karizması çizilirdi değil mi?

Bu örneğin o kadar çok benzeri, o kadar çok putumuz var ki! Aslında bu insanlara en büyük kötülüğü sevenleri yapıyor. Onları o kadar aşırı seviyorlar ki o kişilerin benlikleri kabarıyor, ayakları yere basmıyor, her yaptıklarının doğru olduğuna hükmediyorlar. Hele hele o kişi öldükten sonra “kör ölür badem gözlü olur” atasözümüz de olduğu gibi muhabbet daha da berbat bir hal alıyor.

Her insan hata yapar ve günah işler. Artık insanları günahıyla sevabıyla, hatasıyla doğrusuyla, duygusal değil objektif, çıkarcı değil mantıklı olarak değerlendirelim. Bulduğumuzun beklediğimiz gibi olduğunu zannederek süslemek yerine olduğu gibi kabul etmeliyiz. Olaylara rasyonel bakmalıyız. Türkiye eğer moda deyimle “kurtulacaksa”, bu top yekün herkesin kendisini geliştirmesi ile olacaktır. Bırakalım ‘efsaneler’ ve ‘kahramanlar’ film senaristlerine ve rejisörlere malzeme olsun.

Please follow and like us:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

error

Enjoy this blog? Please spread the word :)

  • Follow by Email
  • Facebook
  • Twitter